
Çocukluk zamanlarımda bir gün yurt dışında denizden döndüğüm bir günü hatırlıyorum. O zamanlar dedem şuankine kıyasla daha iyi görüyordu. Bu yüzden beni o götürür getirirdi. İnsanların benim anlamadığım bir dili konuştuğu yerde ara sokaklardan yanımda dedemle yürüyordum. Yollar önceki gün yağan yağmurdan ıslaktı. Etrafta belki de yüzyıllar öncesinden kalma iki katlı genellikle gri renkli eski olmasına rağmen gayet bakımlı evler vardı. Bir süre yürüdükten sonra anneannemlerin evine geldik. Orada kalıyorduk. Eski bir ev değildi fakat içerisindeki eski eşyalar, vazolar ve ahşap merdivenler fazlasıyla eskilik hissiyatını veriyordu. Ev dışarıdan bakıldığında yanlış hatırlamıyorsam iki daireden oluşuyordu bir de güzel bir bahçesi vardı. Bahçesinde dedem her türlü sebze yetiştirirdi. Etrafta biberler, domatesler ve salatalık bitkileri vardı. Bahçenin ön tarafında ise asla unutamadığım bir nar ağacı vardı. Bahçenin küçük bir kısmı ise çocuklar için bir oyun alanıydı. Çimen zemin üzerinde yine dedemin yaptığı tahta bir salıncak vardı. Evde anneannemin vazoları, ahşap yerler ve yine çok eski binbir çeşit eşya vardı. Başka dil konuştuğu için anneannemi de anlayamıyordum. Yinede yüzüne gülümserdim. Anneannem ise yüzünde hep güzel bir gülümsemesi olan, yaşlı fakat yaşına göre de dinç biriydi.
Selim ÖZTÜRKERİ