Bir Çırpıda Uçup Giden Çalıkuşu Üzerine

Lütfen Telefonu çeviriniz

Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanı, Türk edebiyatının en tanınmış eserlerinden biri olmasına rağmen, bu ünü her yönüyle hak edip etmediği hâlâ tartışmaya açıktır. Feride’nin çalkantılı hayatı, okura geniş bir coğrafya ve duygu eşiği sunsa da bu yolculuk çoğu zaman havada asılı kalan bir kuşun izini sürmek gibidir: İnişi yok, hedefi belirsiz.

Romanın en büyük iddiası, “bir genç kızın ruhunu” anlatmak olsa da bu ruh, ne kadar süslenip taşınsa da çoğu zaman elle tutulamayan bir sis gibi dağılır. Feride’nin başına gelen onca hadise, karakterinin iç evreninde yeterince yankı bulmaz. Yakup Kadri’nin de belirttiği üzere, Feride kendi kaderinin öznesi değil, sadece bir tesadüfler zincirinin halkasındaki nesne dir. Bu yüzden onunla kurulan duygusal bağ, derinlerden çok yüzeyde sürüklenir.

Reşat Nuri’nin sade, akan üslubu ve canlı tasvir yeteneği yadsınamaz; bilhassa Anadolu sahneleri, karakterleriyle değil ama atmosferiyle okurun zihninde iz bırakır. Ancak bu ustalık, romanın bütünlüğünü kurtarmaya yetmez. Çünkü Feride’nin serüvenleri, bazen bir tiyatro perdesinin aralığından sızan yapaylıkla sahnelenir. Bu noktada Yakup Kadri’nin ikinci haklı tespiti devreye girer: Çalıkuşu bir romandan çok, üç perdelik bir piyes havasındadır.

Ayrıca, Feride’nin ne tam anlamıyla alafranga ne de sahici bir alaturka kimlik taşıması, onu köksüzleştirir. Dam de Sion’un duvarlarından Zeyniler köyüne uzanan yolculuğunda, Feride ne şehirli kalabilir ne de köylü olur. Ortada salınan bir tip olarak, yer yer sempatik ama çoğu zaman yabancı bir figüre dönüşür.

Kısacası Çalıkuşu, diliyle sürükleyici ama içeriğiyle yüzeysel bir anlatıdır. Ne Feride’nin dramı yeterince dokunaklıdır, ne de yaşadıkları bütünüyle inandırıcıdır. Onun hikayesi, bir kuş gibi uçar gider; geriye ise kısa bir ötüşün yankısı kalır.

Faruk Efe ESKİTÜRK